|
HELESA: Hepimizin bildiği gibi her yörenin kendine özgü gelenek ve görenekleri vardır. Bütün bunlar uzun yıllar sonunda oluşmuşlardır. Bu adetler bir yöreyi tanımada bizlere sunulmuş ipuçlarıdır. Tosya düğününde bu adetlerin bir bölümüdür. Bu bölümün enteresan olanda helesadır. Salı gecesi gelin ve damat evlerinin bayanları arasında düğün eğlenceleri yapılır. Gelenler topluca eğlenirler. Çarşamba günü gelinin eline kına yakılır. Kınadan sonra peştamal adı verilen bir çeşit örtü örtülerek ortaya gerilir. Bu sırada bayan hocalar tömbek denen musiki aleti eşliğinde ilahi söylerler. Gelinin çok yakını peştamalı kaldırıp gümüş tarakla saçını tarar. Önce aile efradı ve yakınları mücevher veya para koyarlar. Sıra komşulara tanıdıklara gelmiştir. Hediye işi bittikten sonra helesaya geçilir. Gelin bir sandalyeye oturur. Sandalyenin etrafına iki tarafın gençleri toplanır. Aşağıdaki maniyi söylerler:
Bismillahi başlıyalı, Biz bu işi işliyeli, Usanmadan boşluyalı, Helesa helesa, Helemolayısa, Bi gözel olsa, Goynuna girse, Girse, girse! ---
İstanbul’un minaresi, Helesa helesa, Ezan okur imamesi, Helesa helesa, Annesinin bi tanesi, Helesa helesa, Helemolayısa, Bi güzel olsa, Goynuna girse, Girse, girse! ---
İstanbul'dan gelü gayık, Kimi zeroş kimi ayuk, Oğlan gıza olmuş aşik, Helesa helesa, Helemolayısa, Bi güzel olsa, Goynuna girse, Girse, girse! ---
İstanbul’da bi guyu va, İçinde datlı suyu va, Her gözelin bi huyu va, Helesa helesa, Helemolayısa, Bi güzel olsa, Goynuna girse, Girse girse, ---
Aşurma gızım aşurma, Aşı başından daşurma, Gaveyi hafif bişirme, Helesa helesa, Helemolayısa, Bi güzel olsa, Goynuna girse, Girse girse! ---
İstanbul’un bayırına, Helesa helesa, Gadı goymuş çayırına, Helesa Helesa, Anan baban hayırına, Helesa helesa, Helemolayısa, Bi güzel olsa, Goynuna girse, Girse girse! ---
Bizim yaylalar otlu olu, Südü gaymağı datlı olu, Bizde gızla gıymetli olu, Sevdiğim bi ay, Sevecek sohbet seni, Düğünü ahret bizimdü, Düğünü ahret bizim! ---
Giyonun giydiğü atlas, Atlasa iğneler batmaz, Giyo kimseden gorkmaz, Sevdiğim bi ay, Sevecek sohbet seni, Düğünü ahret bizimdü, Dügünü ahret bizim! ---
Babamın öküzü besdü, Birisi birine esdü, Gız anasının emeği boşdu, Sevdiğim bi ay, Sevecek sohbet seni, Dügünü ahret bizimdü, Dügünü ahret bizim! ---
Bağ budarım, bağ budarım, İçinde keklik güderim, Gız seni alu giderim, Sevdiğim bi ay, Sevecek sohbet seni, Düğünü ahret bizimdü, Dügünü ahret bizim! ---
Bizim yaylalar oluklu, Akar balıklı balıklı, Ak göğüsü çapraz ilikli, Sevdiğim bi ay, Sevecek sohbet seni, Dügünü ahret bizimdü, Dügünü ahret bizim! ---
Yöresi: Tosya Notaya Alan: Erol SEVDİ
ZELZELE DESTANI: Tosya'da yaşayanlar da büyük sevinçlerden ve felaketlerden etkilenmiş, şairleri de bunlar destan şeklinde dile getirmişlerdir. Destanlar o günün acılarını, mutluluklarını unutulmayan şiirler halinde bize ulaştırmışlardır. Tosyalı 27 Kasım 1943 yılında meydana gelen depremde 820 evlâdını kaybetmiştir. Bunun acısı yüreklerden silinmemiş ve bu olay Tosya'da bir tarih başlangıcı olarak yıllarca kullanılmıştır. Tabi olarak bu acılar şairleri de duygulandırmış ve destanlar yazmışlardır. Bunlardan biri de şair Hüseyin Avni BAZLAMATÇI'dır.
I --- Yetişin imdada yaren kardeşler, Kurban kılıncını çildi Tosya’ya, Gark oldu toprağa nice yurttaşlar, Can ufkundan ecel saldı Tosya'ya. --- Bin dokuz yüz kırk üç ikinci teşrin, Tarife gelmiyor bir derdimiz bin, Nasıl anlatalım inse melek cin, Kıyametten bir hal oldu Tosya'ya. --- Derin uykularda dehşet zelzele, Yıktı harap etti vahşet zelzele, Bıraktı bizleri hasret zelzele, Hicran badesini doldu Tosya'ya. --- Zelzele kimseye aman vermedi, Kaçıp kurtulmaya zaman vermedi, Çoluga çocuğa meydan vermedi, Cihan hayretlerde kaldı Tosya'ya. --- Avnıya titredi heybet elinden, Göçtü kâşaneler kudret elinden, Can verdi çoklar mihnet elinden, Takti kispetini daldı Tosya'ya. --- II --- Kudret kılıncını hicran zelzele, Amansız bağrına çaktı Tosya'nın, Ezdi harap etti figan zelzele, Hasret sinesini yaktı Tosya'nın. --- Nice kardeşlerden ayrı düşürdü, Nice ciğerleri yaktı pişirdi. Nicelerin aklın aldı şaşırdı, Felaket ufkundan baktı Tosya'nın. --- Avnıya durmayıp hicrana ağlar, Gitti yüzlerce can kurbana ağlar. Öksüz yetim garip her cana ağlar, Felek bağ bahçesin yaktı Tosya’nın. --- III --- Ey yük yük has pirinç bağlayan Tosya, Ey dertliler derdin sağlayan Tosya, Viran bağ bahçesi ağlayan Tosya, Hasreti yürekler dağlayan Tosya. --- Bin dokuz yüz kırk üç teşrini sanı, Yirmi yedisinde uyku zamanı, Gece saat yedi, her taraf fâni, Viran bahçesi ağlayan Tosya. Hasreti ciğerler dağlayan Tosya. --- Cuma gün gecesi oldu zelzele, Derin uykularda koptu velvele, Rabbim göstermesin böyle bir çile, Viran bahçesi ağlayan Tosya, Hasreti yürekler dağlayan Tosya. --- Ey Tosya, bülbülün bağın nicoldu, Uzanmış ormanın, dağın nicoldu, Hastaların nasıl, sağın nicoldu, Viran bahçesi ağlayan Tosya, Hasreti yürekler dağlayan Tosya. --- Hastane fabrika köyün civarın, Kışa döndü yazın, güzün baharın, Hani Yeni Cami kal'a hisarın, Viran bahçesi ağlayan Tosya, Hasreti ciğerler dağlayan Tosya. --- Baktım dört yanına kabristan olmuş, Seyrangâh yerlerin hep viran olmuş, Her halin ağlatır bir destan olmuş, Viran bahçesi ağlayan Tosya, Hasreti yürekler dağlayan Tosya. --- Çok haneler söndü çoğu kapandı, Hasret firkat gönül ateşe yandı, Allah sedaları arsa dayandı, Viran bahçesi ağlayan Tosya, Hasreti yürekler dağlayan Tosya. --- Avniya, dert ile ağlayanlara, Hak rahmet eylesin ölen canlara, Geçmiş olsun sana, sağ kalanlara, Viran bahçesi ağlayan Tosya, Hasreti yürekleri dağlayan Tosya. --- Yazan: Hüseyin Avni BAZLAMATÇI (Tosya 1908–1966)
Yer depremi... Eski adı ile " zelzele "... Belki insanların karşılaşabilecekleri "tâbi’i afetler arasında en fecisi, en korkuncu, en dehşetlisidir deprem... Ölmeden mezara girmek ve o mezarda son nefesini verinceye kadar günlerce beklemek... Bu yerin altına girenlerin felâketi... Ya üstünde kalanlar? Soğuk, karlı kış gecelerinde, zifir gibi karanlıkta, belki üstünde bir pijama bile olmaksızın sokağa fırlamış ve yeraltında kalan sevgililerini kurtarmak için tırnakları ile toprağı eşmeye, beton blokları kaldırmaya çalışan zavallılar... Rıfat Ilgaz’ın mısraları ile TOSYA ZELZELESİ’nden bir bölüm: --- Bu akşam başı dumanlı Ilgaz’ın Devrez'in üstünde bulutlar, Havada yağmur ağırlığı... Kepenkler erken çekildi, Hanönü'nden dağıldı memurlar, Kısa kesti paydos düdüğünü çeltik fabrikası... Sustu dokuma tezgâhları, Durdu iki bin mekik, İki bin dokumacı vardı uykuya, Saat biri otuz beş geçiyor... Köpekler silkindi uykudan... Değişti bir anda manzara, Canlı cansız devrildi ne varsa ayakta, Yok oldu insan emeği... Döküldü sokaklara insanlar, Ölüler kaldı yerinde... Vakitsiz giden hastalarına, Üzülecek hemşireler kalmadı... Sağ kalan çocuklarımız bir daha, Karşısına çıkmayacaktır Öğretmen Kazım’ın. Çocuğunu emziren kadının Soğudu memesinde sütü... Kimler dönecek köyüne, Hana sağ inenlerden; Yolcular yataklarında gömülü Atlar ahırda ölüdür. Bozuldu tezgâhlar, düzenler, Mekik tutan eller kirildi; Yarın Çeltik Fabrikası işbaşı çalamaz, Artik uyandıramaz çalsa da Yedi yüz Tosyalıyı uykudan! --- Yazan: Rıfat ILGAZ
Tosya'da Anlatılan Efsaneler: Halkın gözünde ve anlatanın hayal gücünde biçim değiştirerek olağanüstü niteliklerle donatılarak kuşaktan kuşağa nakledilen hikâyelere efsane denir. Bazı efsaneler yalnızca konu aldığı kişiye veya yöreye özgüdür. Başladığı tarih belli olmamakla beraber, kaynaklarını tarihe, dine, menkıbelere dayandırmakla beraber, inanç yönü asıl ağırlığı teşkil eder. Eski Türk efsanelerinde, İslam Dininin kabulünden sonra yer, biçim ve öz değişikliğine uğramış, Türk'lerin gittiği her yerde yeni yeni yaşama alanları bulmuştur. Efsaneler sanatlı bir anlatıma sahip olmadıklarından destanlardan ayrılırlar. Yaratılış ve şekil değiştirişi anlatan efsaneler, tarihi efsaneler, olağanüstü varlıklarla ilgili efsaneler ve dini efsaneler olmak üzere dört bölüme ayrılır. Tosya'da bu türden efsaneler anlatılmaktadır. Halen zekâ ve hayal gücünün ürünü olan birçok efsane gönülden dile aktarılmaktadır. İşte derlediğimiz bu efsaneler aşağıdadır: “TOSYA” ADININ EFSANESİ: Efsaneye göre Horasan erenlerinden Hamza Baba yanında dostu Yalınkılıç'la bu topraklara geldiklerinde tarih 1215 yılını gösteriyormuş. Bu bölgeyi o kadar beğenmişler ki yıllarca gördükleri rüyaların gerçekleştiğine inanmışlar, burada kalmağa karar vermişler. Her taraf yemyeşilmiş. Çeşitli ağaçlar, rengârenk çiçekler, cıvıl cıvıl kuşlar, pırıl pırıll akan sular onları adeta büyülemiş. Bu topraklan yurt haline getirebilmek için bütün güçleriyle çalışmışlar, çabalamışlar. Bir gün uzaktan toz bulutunu gören Yalınkılıç: - Düşman geliyor! diye seslenmiş. Hamza Baba duymazlıktan gelmiş. Yalınkılıç tekrarlamış. - Düşman geliyor! Hamza Baba başını kaldırıp uzun uzun bakmış.- Bayraklarını görmüyor musun? Düşman değil onlar, dost ya demiş. Gelenler Oğuz’un boylarıymış. Onlarla kucaklaşıp, sarmaş dolaş olmuşlar. Kayı’yı Kızgınkaya Tepesi'ne, Bayat’ı Yanıktepe Tepesi'ne, Avşar’ı Eymekul Tepe'ye, Karkın'ı Cadıkayasi Tepesine, Çepni'yi Bağyaka Tepesi'ne, Kınık'i Dikmencik Tepesi'ne, Kızılcayı da Karakaya Tepesi'ne yerleştirmişler. O gün söylenen "dost ya" kelimesi daha sonra "dosya" seklini almış. Zamanla "Dostlar Şehri " anlamına gelen "TOSYA" diye söylenir olmuş. İKİ TEPE EFSANESİ: Zincirlikuyu Köyü'ne gidenler oraya varmadan önce Devrez'in kıyısında iki tepe görürler. Onlar için söyle bir efsane anlatılır. Türk ordusu doğu tarafına sefere giderken yolları Zincirlikuyu Köyü'ne uğrar. Başlarındaki kumandan, herkesin bir avuç toprak alıp bir yere yığmalarını ister. Koydukları topraklar bir tepe oluşturur. Aynı yolla savaştan dönen askerler, yine bir avuç toprak koymak suretiyle yeni bir tepe yaparlar. Giderken yaptıkları tepe büyük, gelirken kurdukları tepe küçükmüş. Aradaki fark şehit olan asker adedini gösteriyormuş. YILANKAYA EFSANESİ: Dikmen Köprüsünün karşısındaki Tülüce tepesinde taştan bir yılan kalıntısı vardır. O kayanın adi "Yılankaya"dır. Efsanesi ise şöyledir: Namaza duran genç kız, bir ara önüne doğru bir büyük yılanın geldiğini görür. Çok zor durumdadır. Namazdan da çıkamamıştır. İçinden dua eder. "Allahım, ya onu taş et, ya beni kuş et" diye. Yılan taş olur. MALKAYA EFSANESİ: Kuzyaka Mahallesi'nin ilerisinde Malkayası vardır. Burada bulunan tüneller çok dardır, kolay kolay geçit vermezler. Başlangıcı bellidir; ama sonu yoktur. Efsaneye göre ona seslenirler. – Malkayası mal ver. Bir ses duyarlar - Gel de al. SANDIKKAYA EFSANESİ: Çepni Köyü'ne giden yolda Sandıkkaya vardır. Efsanesi şöyledir: Köye gelin götürürken yollarını eşkıya keser. Gelinin çevresindeki alayda kim varsa öldürürler. Sıra ona gelmiştir. Geride gelinin namusu ve bir de tüm eşyasını koyduğu sandığı vardır. Sandığa sıkı sıkı sarılır ve "Ya Rabbim, yardim et" diye can havliyle haykırır. Sandık kimsenin uzanamayacağı kayanın üstünde kalır. Taş haline gelir. Gelini ise bir daha gören olmamıştır. YEDİKARDEŞ EFSANESİ: Efsane bu. Ilgaz Dağının Hacet Tepesi'nde yedi kardeş yaşarmış. Beşi erkek ikisi kız olan kardeşlerin hepsi evliyadanmış. Bir gün en büyükleri bir teklif getirmiş. "Birer taş alalım. Atalım. Nereye düşerse ölünce oraya yatalım". Kabul etmiş kardeşleri. Taşları teker teker atmışlar. Biri Benli Sultan Köyü'ne düşmüş. Orada Benli Sultan yatıyor. İkisinin attığı tas yere düşmüş, orada kalmış. Hıdırlık'ta iki kız kardeş yatıyor, Ünzile ve Tenzile. Diğerleri ise Tekkeönü'nde Kesikbaş, Pınarbaşı Mahallesi'nde Karabaş Şeyh, Acıkavak'ta Murat Baba yatıyor. KIZ EVLİYA EFSANESİ: Düşman kuvvetleri şehri bastığında, bütün eli silah tutanları öldürmüşler. Kız Evliya başarıyla direnmiş ama zamanla gücü tükenmiş. Namusunu korumak için kendini İbecin Yarı'ndan aşağı atmış. Öldüğü yere gömülmüş. Onunla ilgili anlatılan efsane böyledir. KESİKBAŞ EFSANESİ: Savaşa katılan Kesikbaş'ın vuruşma sırasında kellesi düşman kılıcıyla kopar. Ruhunu Allah'a teslim etmiştir. Başını düşmana vermemek için kalkar, koltuğuna alır, Tekkeönü'ndeki mezarlığa gelir, oraya yatar. Onun efsanesi de böyle anlatılır. GEYİKLİ CAMİ EFSANESİ: Şarakman Köyü'nde Geyikli Cami var. Divan camii tipinde yapılmış. Tarihi belli değil. Efsaneye göre, şimdiki caminin karşısındaki düzlüğe köylüler cami yapmak için ağaçları getirip yığmışlar. Ertesi sabah bakmışlar ki o yerdeki ağaçlar karşıya dizilmiş. Köylüler bunun bir işaret olduğuna karar vermişler. Camiyi oraya yapmışlar. Orada bu isin geyikler tarafından yapıldığı inancı var. O yüzden cami "Geyikli Cami" diye adlandırılıyor. TEKKE HAMAMI EFSANESİ: Şeyh İsmail Rumi halktan kendisine at ve öküzlerini vermelerini ister. Ne yapacağını bilmediklerinden ve hayvanlarına zarar gelmesinden korktukları için vermezler. Buna üzülen Şeyh geceleri hamamı yapmaya baslar. İnşaatın hızını görenler hayret etmişlerdir. Kimse yardım etmemiş, at ve öküzlerini vermemişlerdir. Malzemelerin nereden ve nasıl geldiğine akıl erdirememişlerdir. Merak edip gözetlerler. Elik ve geyikler sırtlarında geceleyin malzeme taşıyorlar. Yaptıklarından pişman olmuşlardır; ama is isten geçmiştir. Halk arasında Tekke Hamamı ile anlatılan efsane böyledir. KÜÇÜK HAMAMDAKİ CİN EFSANESİ: Abdurrahman Paşa Camii’ne (Yeni Cami) namaz kılmağa gelen cemaat horoz sesi duyarlar. Ses vardır, horoz yoktur. Hamamın o zamanki yeri çöplükmüş. Kazarlar ve altından hamam çıkar. Horozun bu delikten aşağı düştüğü anlaşılmıştır. Hamama girilir ama halvetin yanındaki odaya girenler çarpılır ve delirir. Bu yüzden o oda kapatılır ve kapısı çivilenir. Tosya'ya gelen Fatih Sultan Mehmet'in hocası Aksemseddin hamama gitmek istediğini söyler. Küçük Hamam'a (Vikvik Hamamı) götürürler. Hamama giden hoca kapalı kapıyı görür ve sebebini sorar. Olanları duyunca kapıyı açmalarını ister. Açtırır. Odaya girer girmez içeriden gürültüler feryatlar gelir. Elinin başparmağı taşı deler ve içine gömülür. Uzun yıllar parmak izi olan kurna yerinde duruyordu. Hamamın restorasyonu sırasında bu kurna kaldırılmıştır. Geride yalnız efsanesi kalmıştır. HIZIR'IN AYAK İZİ EFSANESİ: Çukur Köyü Akkoylar mevkiinde bulunan bir taş üzerinde insan ayağının izi var. Efsaneye göre bu ayak izi Hızır Aleyhisselam'a aitmiş.
|